|
Michael
Faraday yoksulluk içinde yetişmişti. Soğuk demirci olan ve Londra'nın
varoşunda oturan babası, sıkça hastalanıyor ve işsiz kalıyordu. Dört
çocuğun karmı hiçbir zaman yeterince doymuyordu. Bir keresinde,
Faraday'ın anımsadığına göre, bütün ailenin bir hafta boyunca tek
bir somun ekmek ile yetinmesi gerekmişti. Faraday, ilkokulda çok
yetersiz bir eğitim aldı; gerçi okumayı, yazmayı ve biraz da hesap
yapmayı öğretmişlerdi ona, ama hepsi bu kadardı.
12
yaşındayken, gazete dağıtımcılığı işinde çalıştı; bir yıl
sonra bir ciltçinin yanında çıraklığa başladı. Bu onun için bir.
şanstı: Çırak, kendisine ciltletilmeye getirilen tüm kitapları
okuyordu, "Britannica Ansiklopedisi"ne özel bir ilgi duyuyordu.
Elektrik olayları ile ilgili bölüm onun için pek anlaşılır değildi,
ancak, yine de ona yeni ve gizemli bir dünya hakkında bir fikir
veriyordu. Akşamları, Bay Volta'nın mineraller, paratonerler ve
elektrik sütunu hakkında verdiği popüler bilim konferanslarına katılıyordu.
Varoş şivesini düzeltebilmek için de, konuşma kurslarına gidiyordu.
Kendi başına ve çok basit malzemelerle, bir sürtünme elektriği
makinesi ve bir Leyden şişesi yaptı. Bunlarla fiziksel ve kimyasal
deneyler yaptı. Bu boş zaman uğraşları yaşamının dönüm noktası
oldu: "İnsanları kötü ve bencil yaptığını düşündüğüm
zanaattan vazgeçip, kendisiyle uğraşanları kibar soylu ve düşünceli
kıldığını düşündüğüm, bilimin hizmetine girmeyi
istiyordum."
Bu
gencin öğrenme azmim gören zengin bir müşteri ona,
ünlü kimyacı Sir Humphry Davy'nin (1778-1829) halka açık
konferanslarının giriş biletlerini hediye etti. Sir Humphry Davy bir
kimyasal deney sırasında gözünden yaralanınca, Faraday'ın
laboratuvar yardımcılığı yapmasına izin verdi. Faraday, bilginin güvenine
temize çektiği ve çeyrek formalar biçiminde deriyle ciltlediği
konferans metni ile teşekkür edip, Davy'nin yönettiği Kraliyet Enstitüsü'nde
bir görev istemişti. "Ona bardak ve şişe yıkatalım" diye
karar verdi büyük bilgin, "Eğer gelecek olursa, bu bir işe
yarayacağını, reddederse bu da hiçbir işe yaramayacağını gösterir".
Faraday önüne çıkan bu şansı kullandı ve becerilerini ortaya
koyarak Davy çiftine, bir buçuk yıl süren Fransa, İsviçre ve İtalya'ya
yaptıkları konferans yolculuğunda, protokol görevlisi olarak eşlik
etti. O ana kadar Londra'nın 12 mil dışına çıkmamış Faraday için,
bu yolculuğun büyük yararları vardı. Yabancı ülkeleri görmenin ve
içlerinde Amper, Volta, Napoleon ve Alexander von Hum-boldt'un da bulunduğu,
zamanın ünlüleri ile tanışmanın yanı sıra, asistanlığını yaptığı
örnek bilginin pek çok konferansından da yararlanıyordu. Davy, deniz
yosunundan yeni element olan iyodu izole ettiğinde, Faraday ona yardımcı
olmuştu. Bilginin, elmasın saf karbondan meydana geldiğim kanıtlayışının
tanığıydı ve hatta onunla Vezüv Yanardağı'na çıkmıştı. Bundan
daha ilginç bir öğrenim süreci hayal edemezdi.
Kraliyet
Enstitüsü'nde otuz şilin haftalıkla asistan olarak mineraller
koleksiyonundan sorumlu olacağı görev için, kafasındaki birçok
fikirle Londra'ya geri döndü. Davy ile birlikte, kömür madenlerinin
aydınlatılması için bir güvenlik lambası geliştirdi. Bu özel
konstrüksiyon, alevin etrafındaki sık örülü tel ağ ile, sıcak
gazları soğutma özelliğim taşıyordu. Böylelikle lambanın bir grizu
patlamasına yol açması önlenmiş oluyordu. Faraday çelik alaşımların
özelliklerini araştırdı. Davy'ye gazların sıvılaştırma
deneylerinde yardımcı oldu ve
yeni optik camların üretilmesi konusunda çalışmalar yaptı.
1821
yılı Faraday için, gerek özel yaşamında gerekse bilimsel alanda, çok
mutlu bir dönem oldu. Yaşamının sonuna kadar mutlu bir evlilik sürdüreceği,
nişanlısı Sarah Bamard ile nihayet evlenebilmişti. İlk büyük keşfini
de aynı yıl yapmıştı.
Elektrik
akımının mıknatıs iğnesine yaptığı etkiyi kanıtlayan Danimarkalı
bir fizikçinin deneyinden esinlenerek, manyetizma ile elektrik arasındaki
ilişki üzerinde çalışmalar yaptı. Elektrik akımının manyetik gücünü,
dönen mekanik bir devinime dönüştüren bir düzen geliştirdi. Bu
deney her ne kadar bir oyuncağı andırıyordu ise de, yine de elektriğin
bir iş üretebileceğim kanıtlıyordu.
O
zamanlar fizik ve kimya henüz aynı çalışma alanları değildi. Bütünüyle
kendi kendini yetiştirmiş (otodidakt) olan Faraday çözümü bulunmamış
problemlerle karşılaşabileceği uğraş alanları arıyordu kendine. Seçimi
her zaman kimyadan yanaydı ve bunda da şaşırtıcı başarılar elde
ediyordu. Karbondioksit ve sülfikhidrit gibi gazları sıvılaştırmayı
ilk o başarmıştı, Havagazından benzol'ü, kauçuk'tan dipenten'i ayırdı.
Deneyleri tasarlamak konusunda yorulmak nedir bilmiyordu ve onları
uygulamakta dahice davranıyordu. Varsayımlarını formüle etmekte onun
üstüne kimse yoktu. Bu nedenle hocası Davy'nin yerine, Kraliyet Enstitüsü
Müdürlüğü'ne yükselmesi de şaşırtıcı olmadı, iki yıl sonra hiç
yüksek öğrenim görmemiş Faraday'a, yeni oluşturulan kimya kürsüsü
verildi.
Faraday
fildişi kulesinde araştırmalar yapmayı sevmiyordu. Buluşları,
mesleklere ve endüstriye yararlı olmalıydı. Bu sebeple akşam
konferansları, "Friday Evening Discourses" yapmaya başladı.
Burada kalem ucu, fener kulesi lambası ya da gümüşlü ayna üretilmesi
gibi güncel sorulan ele alıyordu. Bir keresinde maden ocaklarındaki
havalandırma konusunda, bir başka akşam taşbaskı konusunda ya da
deniz suyunun etkisiyle oluşan aşınma konusunda ders veriyordu. Faraday
dinleyicileri heyecanlandıran mükemmel bir konuşmacıydı ve
konferanslarım kalabalık bir dinleyici kitlesi izliyordu. Faraday 40 yaşına
geldiğinde yine elektriğe yöneldi. Popüler bilimsel bir konferansta,
Londralı dinleyiciler karşısında, makaralarla, mıknatıs çubuklarla
ve galvanometrelerle deneyler yaptı ve elektriğin yardımı ile
manyetizma oluşturmanın yanı sıra, tersine olarak manyetizmanın da
elektriğe dönüştürülebileceğini gösterdi. Faraday, bugünkü
elektrik santrali tekniğinin temellerinden birini oluşturan endüksiyonu
bulmuştu. Basit bir deneyle manyetik alanı görülebilir kılan da o
idi. Bir kağıt üstüne serpiştirdiği demir tozu, mıknatısın etkisi
ile "kuvvet çizgileri" adım verdiği düzenli şekiller oluşturuyordu.
Elektrokimya
adı verilen yeni alanda da büyük başarılar elde etmişti. Elektriğin
kimyasal etkileri üzerinde araştırmalar yaparken "Faraday Kanunları"nı
buldu. Bu kanunlar elektrik akımı ile kutuplarda ayrılan malzeme miktarı
arasındaki ilişkiyi tanımlıyorlar. Bugün hala kullanılan elektroliz,
elektrolit, elektrot, anot ve katot, Faraday'ın ortaya attığı
terimlerdir. Faraday, "doğal kuvvet" dediği elektriğin,
ışık veya ısı gibi başka eneriilere dönüşebileceğine bütünüyle
inanmıştı. 1839 yılında, yani Robert von Mayer'den (1814-1878) 16 yıl
önce, bütün enerji toplamlarının sabit olduğu konusunda bir doğa
kanununun bulunması gerektiğim söyledi. Bununla enerjinin sakınımı
kuramına oldukça yaklaşmış oluyordu. Diğer bazı çalışmaları
dielektriğin özellikleri, diyamanyetizma ve elektrikle ışık arasındaki
ilişki üzerineydi. Faraday ışığın manyetik alandaki polarizasyon düzleminin
dönüşünü, örneğin bugün hala ultra hızlı fotoğraf makinesi obtüratörlerinin
yapımında kullanılan "Faraday-etkisi"ni keşfetti.
'Elektriksel etkilere karşı korunmuş alan sağlayan ve "Faraday
kafesi" denilen metal ağ da, bugüne kadar ismiyle anılıyordu;
Faraday'ın
getirdiği yenilikler, onun hiçbir zaman matematik eğitimi almadığı
ve yaşamı boyunca bir fizik formülü yazamadığı göz önüne alındığında,
daha da şaşırtıcı görünüyor. Birçok durumda, fiziksel kavramların
içeriğini matematiksel olarak yazmayı bile başaramıyordu. Neredeyse
her zaman yalnız başına ve kısıtlı teknik malzemelerle çalışıyordu.
Yalnızca konferanslarında ona eski topçu üstçavuş Anderson yardımcı
oluyor ve bilimsel rolünü: "Ben deneyleri yapıyorum, Faraday da
onlara konuşmalarını ekliyor" diye betimliyordu.
Otodidakt
Michael Faraday'ın, yoksul aile evinden bilim çevresine yükselişinin,
ünlü Sir Davy'nin ardılı durumuna gelişinin ve sonunda zamanının en
büyük bilgini oluşunun benzeri bir öykü yoktur. 1838 yılında, bugünkü
Nobel Ödülü'ne eşdeğer sayılabilecek Cobley Madalyasi'nı aldı.
Fransız Bilimler Akademiği onu üyeliğe seçti ve 1855 yılında şeref
kıtasının komutanı oldu. Royal Society'nin soyluluk unvanım ve başkanlık
makamım reddetti. Dindar bir mezhep üyesi olarak Lord unvanım taşımaması
gerektiğim düşünüyordu.
Yaşlılığında
zihinsel güçleri zayıfladı. Herhalde, Royal Society'nin kötü
havalandırılmış odalarında cıvadan zehirilenmişti. Yine de öğretme
yükümlülüklerini yerine getiriyordu. çocuklar için hazırladığı
"Christmas Juvenil Lectures" adlı bilimsel kursları ünlüydü
ve bunlar bugün bile okunmaya değer. Sonunda Hampton Court'a, Kraliçe
Viktorya tarafından verilen kraliyet parkındaki şaref evine taşındı.
Orada akli dengesin! iyice yitirdi ve 78 yaşında öldü.
Benim
adın Newton, Ernst SCHWENK, Kabalcı yayınevi, 1996, İstanbul |